14 Ocak 2009 Çarşamba

İstanbul

Ruhumu eritip kalıpta dondurmuşlar./Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar..der koca şair.Ruhları eriten ve onu tekrar kendisiyle buluşturan kaç tane yer sayabilirsiniz şu dünyada?

İstanbul...Şairlerin ilham kaynağı.Yedi tepesinden yedi yüzyıla yakındır ezan sesi dinmeyen,tarihin gözlerini surlarında delik delik barındıran,Eyyub El Ensari'nin aşkıyla yanıp tutuştuğu,Hz.Peygamberimizin Hadisine nail olacak kadar yüce,seveni incitmeyecek kadar ince,kehkeşanları delmek istercesine yükselen minareleri gibi dik,Fatih gibi asil,2.Beyazıt gibi mütavazi,Yavuz gibi heybetli,Kanuni gibi güçlü,4.Murat gibi asabi,Abdülhamid gibi sabırlı,her hükmedeninden farklı özellikler alan büyük İstanbul..Bense büyüklüğünü taşıyamacak kadar aciz bir kul..

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul ....Hangi tepesinden baksan muhteşem güzellik..Çamlıca,Pierre Loti,Hisarüstü,Süleymaniye...Hangisi?Boğazın o bazen azgın,bazen münzevi sularında güneşin aksini,ayın yakamozunu gönüllere kazıtan İstanbul...Beşiktaş kalabalık,Taksim sabahçı,Ortaköy pahalı,Emirgan mutlu,Üsküdar gamlı,Moda heyecanlı,Eyüp ağlamaklı,Bab-ı Ali yaslı,Sultanahmet kararlı ve bütünüyle rengarek şehir..Varlığı kendinde saklı,yokluğuysa bir zehir...

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı..Gözler kapalı ama gönüller açık..Bir çift göz parlar Kızkulesi'ne karşı,bir çift el tutuşur İstiklal'den aşağı,kalkar Karacaahmet 'ten bir insan naaşı ve bir yürek sızlar kaybedince aşkı..Duyguların tercümanı,isyanların şahidi,günahların müsebbibi,sarhoşların narası ve en önemlisi hertarafı gizleyen karanlığı...Yaşatma yeter artık ayrılığı..



Evet arkadaşlar kısa ama içimden gelenleri yazdım.Yazılmaz mıydı daha fazla.?Yazılır, yazılır paragraf da yazılır şiir de yazılır,kitap da yazılır.Fakat bazen bir satır anlatır,bazense bir paragraf..Ne mutlu seni bulana,ne mutlu seni anlayana ey İstanbul!Ne mutlu seni yaşayana ve ne mutlu seni unutmayana ve sende kaybolmayana.Sana bağlanana bazen atarsın tokatı,senden kaçanaysa öğretirsin hayatı.Tokatı da yedik,köteği de,sevmeni de gördük,hışmını da..Ama senden kopamadık be İstanbul.Çok sövdük işler yolunda gitmediği zaman,çok koştuk kalbi sancı bastığı zaman.

Ana gibi yar olmaz,İstanbul gibi diyar/Güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyar...

ADEM ALAGÖZ

8 Ocak 2009 Perşembe

Gülce

Bugün size İbrahim Sadri'nin Gülce adlı şiirini paylacağım
GÜLCE
Uçurumun kenarındayım hızır
Bir dilber kalesinin burcunda
Vazgeçilmez belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Derin yar Adımı çağırır
Kaldım parmaklarımın ucunda

Uçurumun kenarındayım hızır
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni ha itecek

Uçurumun kenarındayım hızır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gözleri bir ret, bir davet
Gülce uzak uzak dolanır
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce semavi bir afet

Uçurumun kenarındayım hızır
Gülce bir beyaz sihir
Canıma bedel bir haz
Nur
Nar ve nurdan bir zehir
Gülce araf'ta infaz
Bir tek bakışıyla suyum ısınır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır

Uçurumun kenarındayım hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Cahil cesaretimi alem tanır
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetül arz'dan
Deccal'dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum gülce'den
Ödüm patlıyor gülce'ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum

Uçurumun kenarındayım hızır
Bir dilber kalesinin burcunda
Vazgeçilmez belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Derin yar Adımı çağırır
Kaldım parmaklarımın ucunda

7 Ocak 2009 Çarşamba

Zaman

ZAMAN
Bir çember ki bu,ne başı belli ne sonu..
Ortada bir merkez ve herşey ona doğru.

Eritiyor potasında değirmen misali.
Kimi erken kimi geç belli değil visali.

Nice insanlara yükletir çile yükünü.
Nice namertlere giydirir samur kürkünü.

Gel gece git gündüz hep böyle sürer devran.
Zıtlık içinde varlık, var mı bunu anlayan?

Ferhat' ın Şirin için devirdiği dağsın sen.
Fatih' in toplarısın şu İstanbul' u döven.

Kısaldıkça çoğaldı , bütün dertler üst üste.
Veda vakti aynıdır lakin bu son nefeste..

Bir ileri bir geri, önümüz çıkmaz sokak;
Yürüdükçe acıyor, dayanmaz buna ayak.

Bir ölçü uydurmuşlar ölçecek güya saat.
Durdukça ilerlemez galiba bana inat...

ADEM ALAGÖZ